Bir gökyüzü yapıyorsun...
Fırça darbe no 21: Afişlenmiş renklerden birisi daha, inceltiliyor geceyle... Biraz yaprak kırıntısı, kurumuşlardan, sarımsı... Sonra bir peri kanadı daha... Hepsi sarımsak döveceğinin içine...
"Fısıltının dalgalar halinde geldiğini bilemezsin. Uykuya hemen başladığın vakittir, daha ilerisi değil. Uğultu halinde başlar, tanıdık seslere dönüşür, tam inanacağın vakit kılıcın sivri ucunu boğazında hissedersin... Kan pıhtısı düşü bozar..."
Fırça darbe no 56: Bulutlar çoktan oluştu, çünkü griyi seçmekteki ustalığın az sonra penceremizde pıtırdayacak damlaları eleyecek... İstersen bulutların arasından faytonuyla geçmekte olan dolunayı da ekleyelim. Limon kabukları, biraz tütün... Küçük fırçayla usulca, gri bahçenin hemen girişine...
"Önce , uzaktaki bir buğudur. Gözlerini ovuşturarak tekrar bakarsın. Yaklaşmaktadır. Normalde yaklaşan yaşamların netleşeceğini bildiğin halde, yaşadığın tezatı anlamlı kılacak bir kaç kelime arasın içinde ama yoktur. Sonra o buğu, tanıdık bakışlara dönüşür, inanmaya bir kaç adımın kalmıştır ki bir sonraki adımının önü dik bir uçurumdur... Tam yere çarpacağın an uyanırsın..."
Fırça darbe no 83: Bir kaç ağaç lazımdır yer-yüzüne... Dallarında tek tük yapraklar olan, sonbaharın bitimine denk gelen aylardan birinde yaşayan. Biraz ceviz kabuğu ve bir çakmak... Kenarlarını bir miktar yaktıktan sonra, fırçanı sürüyorsun üzerine... Sonra da tuvalinde kış öncesini andıran soğuk bir rüzgar esiyor... Sürmelerine benzeyen bir karmaşa bu... Boşver...
" Kim olduğunu önemsemediğin bir hafıza denkleminde, yatağın yalnız kenarında, sırtını fısıldayan bir bedene dönmüş uyumaya çalışıyorsun. Aklın bitiremediğin o gök-yüzünde... Bitirdiğin zaman, kanat seslerini duyamayacağını biliyorsun, ağaçların hışırdamayacağını, çocuk seslerinin cıvıldayarak bir uçurtmanın peşinden koşmayacağını, yıldızların geçmişindeki kadar parlak olmayacağını... Oysa, bir aşkı bitirmek için de olsa aşka yeniden başlanacağını bilmiyorsun... Tam; "başlayacağım, yeter artık" dediğin anda... Uyanıyorsun..."