Şair'ül İslam Yunus Kokan Sözleri 5
Paylaşan
Tuesday, December 3, 2019

590) Âlemlerin Rabbi Allah yaratılanların ve mülkün ve onlardaki tasarrufun tek sahibi, tek hâkimidir. O, yarattıklarının ve eserlerinin ve müşahede edilen mahlûkatının şehâdetiyle gökleri direksiz yükseltip semavat âlemindeki milyarlarca galaksileri, milyarlarca gezegenleri, kentilyonlarca yıldızları o müthiş büyüklükleri ile birlikte, müthiş bir sür’atle düşürmeden boşlukta durduran, birbirine çarptırmadan hep birlikte gezdiren ve döndüren sonsuz kudretiyle yüceler yücesidir ve her türlü noksanlıktan münezzehtir. Her şey O’nun emir ve iradesiyle, hüküm ve kudretiyle cereyan eder. Mülkün ve mahlûkatın tek sahibi olduğu gibi, külli iradesiyle dilediğini dilediği şekilde noksansız ve kusursuz bir şekilde yapmaya kâdirdir. Her istediğini kendi kudretiyle yapar. Hiçbir yardımcıya ve hiçbir vekile ve hiçbir vasıtaya ihtiyacı yoktur.

591) Zaman, tümüyle algılayana bağlı, göreceli bir mefhumdur. Zamanın göreceliği, rüyada aşikâr bir biçimde yaşanır. Rüya âleminde gördüklerimizin ve yaşadıklarımızın saatlerce sürdüğünü hissetsek de gerçekte, dünya âleminde tüm gördüklerimiz ve yaşadıklarımız birkaç dakika ve hatta birkaç saniyede gerçekleşmiştir.

592) Vücûd sücudu iktiza eder.

593) Nasıl ki iyi bir ressamı çizdiği resimlerle, iyi bir ustayı ürettiği eserlerle tanıyorsak öyle de bu misafirhane-i dünyada Âlemlerin Rabbi Allah’ı halk ettiği mucizevi sanat eserleriyle tanımakta ve O’nun isim ve sıfatlarını bu eserlerle idrak edebilmekteyiz.

594) İnsanın yaratılmasının ve bu dünyada misafir edilmesinin sebebi ve hikmeti Allah’ı layıkıyla tanımak ve O’na hakkıyla kul olup ibadet etmektir.

595) Hiç şiir yazmamış kimselerin şiir hakkında yapmış oldukları tanımlar klasiktir ve bir ezberden ibarettir.

596) Şiir, az sözle çok şey anlatma sanatıdır.

597) Şiir, bir hikmet arayışıdır.

598) Şiir; söz sanatının şahıdır, padişahıdır.

599) Şiir, ruhun kanat çırpışıdır.

600) Şiir; dilin ve kelimelerin keşşafıdır.

601) Şiir, duyguların tercümanıdır.

602) Şiir; edebiyatın suyudur, ışığıdır.

603) Şiir, kelimelerin yepyeni manalar ile buluşması ve dost olmasıdır.

604) Şiir; kelimelerin dinidir, mezhebidir, meşrebidir.

605) Şiir; bir hünerdir, müthiş bir marifettir.

606) Şiir; bir sanattır, dizelerden mürekkep bir kanattır.

607) Şiir; gayelerin, hedeflerin ve emellerin haritasıdır.

608) Şiir; bir hitaptır ve bir kitaptır.

609) Şiir; gönlün aynasıdır, yansımasıdır.

610) Şiir; kalp ve ruhun lisanıdır.

611) Şiir, hayal perdesi arkasındaki hakikat kapılarının anahtarıdır.

612) Şiir, gönül denizinin kıyısıdır.

613) Şiir, duyguların zirvesidir.

614) Şiir, ruhun tercümesidir.

615) Şiir, aşkın müfessiridir.

616) Şiir, edebiyatın direğidir.

617) Şiir, kelimelerin hadsiz kombinasyonu içinde en hikmetli olanı tercih edebilmektir.

618) Şiir; manayı inşa ve ihya etmektir.

619) Şiir, kelimelere ruh üflemektir.

620) Şiir, kelimelere anlam yüklemektir.

621) Şiir, insan olan insanın vazgeçilmezidir.

622) Şiir, lafız cesedine mana ruhunun gönderilmesidir.

623) Şiir, sırlar âlemine yolculuk etmektir.

624) Şiir, hasret çeken kelimelerin visalidir.

625) Şiir; fikrin ve zikrin hazmedilmiş şeklidir.

626) Şiir; bir ahenktir, kendinden geçmektir.

627) Şiir; nehir misillü bir akıştır, muhteşem bir nakıştır.

628) Şiir; bir araçtır, en tesirli ilaçtır.

629) Şiir; yeniliklerin ve yeni ilklerin habercisidir.

630) Şiir; bir dilektir, bükülmez bir bilektir.

631) Şiir; hür bir nefestir, en gür sestir.

632) Şiir; bir koşuştur, kanatlanıp uçuştur.

633) Şiir; kelimeleri yemek, mideye indirmek ve sindirmektir.

634) Şiir; hakikati hikmete bindirmektir, acıları dindirmektir.

635) Şiir sözcükleri kalp havanında duygu tokmağıyla dövmek, akıl eleğinden geçirip gözyaşıyla yoğurmak ve aşk fırınında pişirmektir.

636) Şiir; hikmet ve hakikat hazinesidir.

637) Şiir, hatiplerin şerbetidir.

638) Şiir, beşer sözünün güneşidir.

639) Şiir, duyguların kütüphanesidir.

640) Şiir, dilin mürebbisidir.

641) Şiir, nesrin mürşididir.

642) Şiir; hem bir dua, hem bir hikmet, hem bir nimet, hem bir ibret, hem bir davet, hem bir fikir, hem bir zikirdir.

643) İşte geliyor Yûnus, ne Cezayir, ne Tunus feth-i kalp umudumuz.

644) Fetih fetih dediniz, yürekleri yumdunuz. Feth-i ekber feth-i kulûb, nasıl da unuttunuz?

645) Mabetler yaptınız, gönülleri yıktınız. Biz gönül yapacağız, feth-i kalp umudumuz.

646) Hakk emridir sabır, kavl-i leyyin bir tavır. Aşk kokan bir sadır, feth-i kalp umudumuz.

647) Merkeze vahyi alalım, sünnetten kopmayalım. Keyfi değil, zaruri bu ittihad-ı İslâm.

648) İhtilafları atalım, Kur’an’da buluşalım. Keyfi değil, zaruri bu ittihad-ı İslâm.

649) Resul’u hakem kılalım, Kur’an’ı anlayalım. Keyfi değil, zaruri bu ittihad-ı İslâm.

650) Küfür olmuş tek millet, sana yakışmaz zillet. Keyfi değil, zaruri bu ittihad-ı İslâm.

651) Ne o yan ne de bu yan, bizim dinimiz İslâm. Keyfi değil, zaruri bu ittihad-ı İslâm.

652) Ey insan! Nedir seni uzak tutan, sana her an tuzak kuran, secdeden alıkoyan?

653) Rahmet Senin, şefkat Senin, mal Senin, mülk Senin, münezzehsin, mukaddessin, Sen Âlemlerin Rabbisin.

654) Kulluk Sana, dua Sana, şükür Sana, hamd Sana, rükû Sana, secde Sana, Sen Âlemlerin Rabbisin.

655) Şükür Sana, minnet Sana, övgülerin hepsi Sana, sevgi Sana, aşk Sana, tesbihlerin hepsi Sana, Sen Âlemlerin Rabbisin.

656) Çok yüce şerefin Senin, peygamberler gönderensin, ölüleri diriltensin, her zaman hazır Sensin, her yerde nazır Sensin, Varlığın değişmez Senin, Sen Âlemlerin Rabbisin.

657) Hakkı zuhur ettirensin, tevekkül edilensin, en güzel netice Senin, kuvvetin değişmez Senin, kudretin sarsılmaz Senin, hepsinin menbaı Sensin, Sen Âlemlerin Rabbisin.

658) Müminlere yâr Sensin, sevip yardım eylersin, hamd Senin, sena Senin, mahlukatın sayısını hakkıyla bilensin, Sen Âlemlerin Rabbisin.

659) Ademden var edensin, var ettiğini yok edensin, sonra tekrar diriltensin, hayat Senin,ihya Senin, ezelisin, ebedisin, Sen Âlemlerin Rabbisin.

660) Hayat verip güldürensin, dilersen de öldürensin, mahlukatı dimdik ayakta tutan Sensin, hiçbir şey yoktur ki Sen’den gizlensin. Sen Âlemlerin Rabbisin.

661) Kadrin büyüktür Senin, şanın yücedir Senin, ihsanın ve keremin ne de boldur Senin! Ne zatında, ne esmanda şerikin yoktur Senin. Sen Âlemlerin Rabbisin.

662) Ne ef’alde, ne sıfatta ortağın yoktur Senin, Sen birsin ve teksin, ihtiyaçtan münezzehsin, muhtaç olunan Sensin; ihtiyar, iktidar Senin, Sen Âlemlerin Rabbisin.

663) Tövbe edilensin, bağışlayıp affedensin, intikamın çetin Senin, zalimleri hiç sevmezsin, rahmet ve şefkat Senin, mülkün tek sahibisin, Sen Âlemlerin Rabbisin.

664) Celal Senin, azamet Senin, pek büyük ikram Senin, her işin uyum ile, mahlukatı cem’ edensin, her zenginlik Senin, Sen Âlemlerin Rabbisin.

665) Hidayet Senin, güzellik Senin, hayret veren eserler Senin, ebedi Sensin, her şeyin tek sahibisin, doğru yolu gösterensin, Sen Âlemlerin Rabbisin.

666) Susma öyle, konuş gölgem! Gölge sen misin, yoksa ben mi?

667) Âşığın kalemi, titretiyor âlemi, sen bizimle kal emi? Aşkımızdan al emi?

668) Abdalın sözleri, ağlatıyor gözleri. Bildiğin o, söz eri, baktı mı da göz eri.

669) Ben ben isem, ben hiçim. Ben hiç isem, ben benim.

670) Oku! Kâinatı, tüm mahlukatı oku! O var edendir yoku.

671) Sanata sani’ gerek, maddeye mana gerek, akıla hikmet gerek. şiire şâir gerek, resime ressam gerek, kitaba kâtip gerek, icada mucid gerek.

672) Haşri anlatmak için, gerek yok fazla söze. O Zât-ı Muhyi küçücük çekirdekten, tohum taneciğinden, koca ağacı yaratarak haşri gösteriyor bize.

673) Haşri anlatmak için, gerek yok fazla söze. O Zât-ı Muhyi her bahar mevsiminde yaprakların, çiçeklerin, meyvelerin haşrini gösteriyor her bir göze.

674) Haşri anlatmak için, gerek yok fazla söze. Ne güzel misaldir çekirge, uzun bir zaman toprak altında kalan tohum, topluca çıkarılışıyla eder haşri ispat bize.

675) Zikirden fikire, keramettir marifet. Saadet saadet, saadettir marifet.

676) Ene mahluk, Ente Hâlık. Ene kitap, Ente Kâtip, Ente Rabb’ül Âlemîn.

677) Ene hitap, Ente Hatip. Ene hâdis, Ente Vâris, Ente Rabb’ül Âlemîn.

678) Ene rahmet, Ente Rahim. Ene hikmet, Ente Hakîm, Ente Rabb’ül Âlemîn.

679) Ene ilim, Ente Alîm. Ene hilim, Ente Halim, Ente Rabb’ül Âlemîn.

680) Ene sanat, Ente Sani’. Ene noksan, Ente Sübhan, Ente Rabb’ül Âlemîn.

681) Ene merzuk, Ente Rezzak. Ene âbid, Ente Mabud, Ente Rabb’ül Âlemîn.

682) Ene lütuf, Ente Latif. Ene mahfuz, Ente Hafîz, Ente Rabb’ül Âlemîn.

683) Ene dua, Ente Mucîb. Ene seda, Ente Semî’, Ente Rabb’ül Âlemîn.

684) Ene sücûd, Ente Vücûd. Ene aşk, Ente Vedûd, Ente Rabb’ül Âlemîn.

685) Ene zaif, Ente Kaviyy. Ene âciz, Ente Kadir, Ente Rabb’ül Âlemîn.

686) Ene fakir, Ente Ğaniyy. Ene hamd, Ente Hamîd, Ente Rabb’ül Âlemîn.

687) Ene şahit, Ente Şehid. Ene muhtaç, Ente Samed, Ente Rabb’ül Âlemîn.

688) Ene meyyit, Ente Muhyî. Ene fani, Ente Baki, Ente Rabb’ül Âlemîn.

689) Ene âşık, Ente Maşuk. Ene âşık, Ente Maşuk, Ente Rabb’ül Âlemîn.

690) Unutmam, unutamam. Varlığımdasın, hep yanımdasın. Şah damarımdan daha yakınsın.

691) Unutmam, unutamam. Var edenimsin, can verenimsin. Şah damarımdan daha yakınsın.

692) Unutmam, Unutamam. İşitensin, görensin. Hep benimlesin, şah damarımdan daha yakınsın.

693) Unutmam, unutamam. Göz verenimsin, söyletenimsin. Şah damarımdan daha yakınsın.

694) Unutmam, unutamam. Her şey Sen’i andırır, aşkın ile yandırır. Şah damarımdan daha yakınsın.

695) Yûnus kurban olsun Sana, aşk lütuftur Sen’den bana, her sözcüğüm ondan yana, yüreğim aşkınla yana! Firaka nasıl dayana?

696) Bir Bir bilir hâlimi. Bilmeyen ne bilsin, akil miyim deli mi? Bildim bileli ben beni, yitirdim kendimi.

697) Âşık yoluna feda, Sen’dedir sonsuz vefa. Al ne olur yanına! Rahim ismin hatırına, şefkatinle yargıla!

698) Ey Visal Meleği! Seni bilmeyen gafil. Ey Terhis Meleği! Seni sevmeyen cahil. Sensin güller ile gelen, sensin sürgünü bitiren. Sensin Allah’a götüren, sensin hasreti bitiren.

699) Selam olsun hakkı ayakta tutanlara, selam olsun hakka tutunanlara.

700) Selam olsun özü ve sözü bir olanlara, selam olsun ok gibi dosdoğru olanlara, selam olsun nifaktan korunanlara.

701) Selam olsun zulme boyun eğmeyenlere, selam olsun harama değmeyenlere, selam olsun hakkı tebliğ edenlere.

702) Sen’den uzak kalınmaz, Sen’siz nefes alınmaz, Sen tek ilahımızsın, yaratanımızsın, şah damarımızdan bize daha yakınsın.

703) Yokken var edensin, cansıza can verensin, işitensin, görensin, Sen her şeyi bilensin, şah damarımızdan bize daha yakınsın.

704) Ağlatan, güldürensin, diriyi öldürensin, ölüyü diriltensin, sonsuz kudret sahibisin, şah damarımızdan bize daha yakınsın.

705) Resul’ü gönderensin, Kur’an’ı indirensin, yolumu gösterensin, tek hidayet verensin, şah damarımızdan bize daha yakınsın.

706) Hastalık da musibet de her biri derman derde. Temizlersin günahlardan, tek şifa veren Sen’sin, şah damarımızdan bize daha yakınsın.

707) Rahmetini indirensin, gözyaşımı dindirensin, hikmete erdirensin, her şeyin tek sahibisin, şah damarımızdan bize daha yakınsın.

708) Derin gaflete dalınca, Yûnus mecnun sanılınca, ders aldım senden karınca. Son nefesimi alınca, kabirde yalnız kalınca, ne’m kaldı sana varınca?

709) Anlayamaz bizi gafil güruh, batılı hakka tercih edenlere yuh! İçtik tertemiz sabuh, zaman mı yoksa, insan mı mefsuh?

710) Haramlar unutulmuş, nerede kaldı mekruh? Yolumuz Kur’an ile eder tavazzuh, farklı bedenlerde aynı ruh, meşrebimiz sefine-i Nuh, gönül bu aşk ile mecruh.

711) Uyanın kardeşler! Bu gaflet ne diye? Rüşvete diyorlar hediye. Kredi ismi niye? Faiz unutulsun, vicdan yenilsin ve haram helal gibi yenilsin diye.

712) Baksana! Şu sefil davet-i umumiye. Aşk kelimesi olmuş battaniye, zina denen pisliğe. Bu nasıl bir hâlet-i ruhiye? Sanki asr-ı cahiliye, günahlara davetiye, o hâlde cehennem de, müthiş bir ikramiye!

713) Yâ Rab! Ver, talebelerime ulvi bir seciye! Kahrolsun, ifrata varan her takiye! Batıla lağımda verilir taziye.

714) Allah’ın sevgisini kazanmanın yolu O’nu tanımaktan, tanımanın yolu ise Allah’ın isimlerini bilmekten ve eserleri üzerinde bu isimleri okuyabilmekten geçer.

715) Allah zat ismidir, Cenab-ı Hakk’ın bütün esmasının ve sıfatla-rının ifade ettiği tüm manaları kendisinde toplar. Hâlbuki Cenab-ı Hakk’ın diğer kendine has isimleri sadece o ismin sahibine işaret ve delalet eder. Sair esma ve sıfatlara delalet etmez ve onları tazammun etmez.

716) Allah; bütün sıfat-ı kemâliyenin sahibi, varlığı zaruri ve ibadet edilmeye layık olan Zat-ı Akdes’in ismidir.

717) لآَ اِلٰه اِلاَّ اللهُ diyen bir insan esma-i hüsnanın tamamını söylemiş olmakla birlikte Cenab-ı Hakk’ın hiçbir isminde, hiçbir sıfatında, hiçbir fiilinde hiçbir şekilde ortağının ve benzerinin olmadığını ilân eder ve şirkin her türlüsünü reddeder. O hâlde لآَ اِلٰه اِلاَّ اللهُ diyen bir insan aynı zamanda لآَ ﺧَﺎﻟِﻖَ اِلاَّ اللهُ der, hem
لآَ رَازِقَ اِلاَّ اللهُ der ve hakeza…

718) İslâm’da, bütün kâinatın yaratıcısı, tüm âlemlerin sahibi ve idare edicisi, hem tüm mahlukatın rızık vericisi, ibadet edilmeye layık ve hakeza bir ve tek olan Zat-ı Akdes olarak “Allah” ismi kullanılmaktadır. Cenab-ı Hakk’ın zatını anlatan tek isim “Allah” iken; O’nun diğer sıfatlarını ve özelliklerini anlatan sair isimler de Allah’ın tasvirinin yapılabileceği isimlerdir.

719) Türkçe’de kullanılan “Tanrı”, İngilizce’de kullanılan “God”, Almanca’da kullanılan “Gott”, Fransızca’da kullanılan “Dio”, İtalyanca’da kullanılan “Dei”, Farsça’da kullanılan “Hüda” ve hakeza hiçbir dildeki hiçbir isim, hiçbir şekilde “Allah” ismini tam olarak karşılamaz ve karşılayamaz.

720) Allah; bir ve tek olan, eşi ve benzeri olmayan, kâinatı yoktan var eden, nihayetsiz ilim, irade ve kudretiyle mizanı koyan, intizamı kuran ve devam ettiren, tüm mahlukatı halk eden, dilediğine hayat veren ve hayatlarını devam ettirebilmek için onlara türlü türlü rızıklar ihsan eden, mahlukatın ölüm zamanlarını ve hayatlarındaki tüm akışı belirleyen, kâinattaki, bildiğimiz ve bilmediğimiz, gördüğümüz ve göremediğimiz tüm âlemlerdeki her şeyin tek sahibidir, ezelidir ve ebedidir. Hiçbir tasarrufunda ortağı yoktur. İlah O’dur, O’ndan başka ilah yoktur. O hamd, şükür ve tüm ibadetlerin sunulabileceği tek ilahtır. Şanı akılların idrak edemeyeceği derecede yücedir, O mükemmeldir ve her türlü noksanlıktan münezzehtir.

721) O Allah ki gördüğümüz, göremediğimiz tüm âlemlerin Rabbidir, tek sahibidir. Göklerde ve yerde hiçbir yerde ve hiçbir şekilde O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Madem vahyin işaretiyle, umum peygamberlerin tebliğiyle, mahlukatının nihayetsiz dillerle ettiği şehadetlerin hakikati ile bu kâinatın ve mahlukatın bir tek Rabbi, bir tek sahibi vardır. Elbette ibadet de kulluk da yalnız O’na edilir.

722) İslâm’da ibadet mefhumu, sadece belirli görevleri ve ödevleri yapmak değildir. Aslında ibadet mefhumu her ameli, her hareketi, her sözü, her duyguyu, her niyeti ve hakeza tazammun eder. Binaenaleyh aslında ibadet yaşamın tamamını, her anını kapsar.

723) Gerçek varlık tektir. Aslında O’nun gerçekliğinden ve tekliğinden gayrı bir gerçeklik yoktur. O’ndan başka hakiki bir vücud yoktur. Sair bütün varlıklar ancak bu hakiki vücudun, Vâcib-ül Vücud’un halkıyla ve icadıyla vücud bulur, var olur.

724) Sahradaki tane-i kumdan semadaki nücuma kadar tüm kâinat ve içindeki tüm mahlukat bir ve tek Allah tarafından yaratılmıştır. Bu kâinatta, bildiğimiz ve bilmediğimiz âlemlerde hiçbir yerde, hiçbir şekilde O’ndan başka hiç kimse hiçbir şey halk edemez, muhtaçların imdadına yetişemez, dualara karşılık veremez, O dilemedikçe hiç kimse hiçbir şey dileyemez.

725) O tek ilahtır. Her şey O’nundur ve herkes O'nun kuludur. İhtiyaçlar yalnız O'ndan istenir ve muhtaçlara yalnız O, yardım eder.

726) Rahman sıfat ismidir, dünyada bütün mahlukata müminlere de kâfirlere de, iyilere de kötülere de rızık ve sayısız nimetler ihsan eden demektir. Rahman ismi Allah’tan başka hiç kimseye verilmez, verilemez.

727) Rahmân isminin tecellisinde mahlukatın ihtiyarına ve ameline bağlı olmaksızın bir ikram ve ihsanda bulunma söz konusudur.

728) Tüm mahlukatın ilk yaratılışında almış olduğu bütün fıtrî kabiliyetler, lütuflar ve ihsanlar Allah'ın Rahmân oluşundan kaynaklanır.

729) Üstünde rahmet izi bulunmayan hiçbir varlık yoktur.

730) Varlıkların ilk yaratılışları yalnız Allah vergisidir ve iradeye bağlı değildir.

731) Rahmân’ın rahmeti bütün mevcudat için güven ve ümit menbaıdır.

732) Zerreden atoma, molekülden hücreye, dokudan organa, sistemden metabolizmaya, semadan arza, hacerden şecere, nebattan hayvana, hayvandan insana, çalışandan çalışmayana, itaatkârdan isyankâra, müminden kâfire, muvahhidden müşriğe, melaikelerden şeytana varıncaya dek âlemlerin tamamı Rahmân'ın rahmetine gark olmuştur.

733) Başlangıçta çalışana, çalışmayana bakılmaksızın adem âle-minden vücud âlemine göndermek ve o şekilde idare etmek ism-i Rahmân’ın rahmetinin tecellisidir.

734) Şayet ism-i Rahmân’ın rahmeti olmasaydı biz halk edilmezdik, hilkatten sahip olduğumuz istidadlardan, ömür sermayesinden ve Allah'ın ihsan ettiği büyük nimetlerden mahrum kalırdık.

735) Rahman’ın rahmeti ezelî ve ebedi ve gerçek anlamda rızık ve nimet veren bir mânâya münhasır olduğundan Allah-u Teâlâ’dan başkasına Rahmân denilmemiştir, denilmeyecektir.

Şair'ül İslam Yunus Kokan

Paylaşan
Tuesday, December 3, 2019
Bu gönderi
0 puan
Puan ver
1 2 3 4 5

Beğen

Beğendin

Bildir

Sen bildirdin
Nedenler
İptal
0 yorum