Servet'in Serveti
Paylaşan
Tuesday, September 24, 2019

Veysi güneşin batmaya yüz tuttuğu bir Eylül akşamı serinliğinde siparişleri almış evine doğru giderken her zaman durup sigarasını sardığı yerde durdu. Malzemesini kırılabilecekler de olduğu için yavaşça ve yer seçerek yanına koydu. Tabakasını çıkararak, filtresini ve tütününü kâğıda yerleştirdi.

Bir yandan da tütünü düşündü.

-          Tütün insanlığın tarihinde epey zamandır vardı dedi kendi kendine.

Keyif için bu kadar yaygın olarak tüketilmesi, kendine has bağımlılıklar üretmesi, markalaşması ve tütün üzerinden devasa şirketlerin ve siyasetlerin oluşması çok zaman aldı lakin kabulü, kullanımı ve tüketimi nihayetinde yaygınlaştı işte. Kendisi de 11 yaşından itibaren 27 yıldır içiyordu. Yaşı 38 olmuştu. Yaşı aklına gelince Şehzade Mustafa geldi aklına. “Hak ismin okur dilimiz.” Dedi. Ve Şehit Enver! 4 Ağustos 1922’yi düşündü. Çeğan Tepesinde düşüp Ab-ı Derya köyüne gömülen Şehit Enver Paşayı düşündü. Ahh! Ahh! Şehitlerin şahı Hz. Hüseyin geldi aklına. Güç talebi, adalet ve isyan dedi kendi kendine! Yavan, yalan dünyanın cümbüşü! Cümbüşün zirvesinde Canfeda kahramanlar! Tarihi bakiyesinde yaptığı kısa gezintiden sonra tütüne döndü yine o sırada önünden birileri, araçlar geçiyor ancak hiçbir şeyi belirgin bir şekilde fark etmiyordu. Tütün ile hemhal, seyrandaydı.  

-          İşin kimyası, biyolojisi, psikolojisi, sosyolojisi mutlaka vardır ancak ona kim bakıyor ki dedi kendi kendine.

İnsanlar yaygın bir şekilde tüketiyor. Bu sonucu izah, analiz gerekebilir ancak bunu işin uzmanları yapsın. Veysi’ye göre Allah’ın yarattığı güzel bir nimetti. “Gönülde iman keyifte duman”dı durumlar Veysi için.

Vücudun; olağan, baskın ihtiyaçları dışında keyif meselesine atladı düşünüşü bir anda. Zamanın, mekânın sınırlayıcılığına insanın bulduğu çözümdü keyif. Mutmain olmanın yollarıydı keyifler. Evet, aşk en büyük keyifti. Ölümü şerbet yapan aşk! Seyranda olmanın, seyranda ölmenin, mutmain olmanın, insandaki deruni muvazenenin hayran bırakan huzuru!

Sigarasını sarmaya devam ederken “Tütünden ben de bir tane sarabilir miyim dayı?” diye bir ses duydu. Ses sol tarafından geliyordu. Soluna yöneldi ve müşfik bir sesle “tabi ki sarabilirsin” buyur gel! Zayıfça, kısa boylu ve yanık tenli delikanlı kendisine doğru gelirken “sen mi sararsın ben mi sarayım sana?” diye sordu. Delikanlı “ben sararım dayı!” dedi. “Peki” dedi Veysi. Sağ tarafındaki tabakayı işaret ederek “Al bakalım”.

Delikanlı kağıt, karton dolu ve büyükçe bir çuval geçirdiği taşıma arabasıyla önünden geçip sol tarafındaki köşe başında durmuştu. Belki trafiğe bakıp karşıya geçmek için durmuştu belki de kendisini sigara sarar görürken canı sigara çekmiş ve uygun bir yerde arabasını durdurduktan sonra seslenmişti Veysi’ye. Veysi düşün dünyasında seyahat ederken önünden geçişini fark etmemişti.

Delikanlı filtre ve tütünü kâğıda yerleştirip sarmaya başladı. Veysi o sırada bu delikanlının nasıl ve neyden cesaret alarak kendisine “Bir sigara da ben sarabilir miyim?” diye sorduğunu düşündü. Kimsenin oturmadığı, oturamayacağı bir yerde ilginç gelen bir şekilde, tütün sarar bir halde oturmanın, nadir gördüğü prezantabl bir adamın rahat bir şekilde kaldırıma yayılıp tütün sarma rahatlığı mı yoksa tütünün kendisi mi bu cesareti vermişti bu delikanlıya bir istekte bulunma cesaretini. Sigara sararken delikanlıyı izleyen Veysi bunları düşünüyordu. Evet, hazır sigara içiyor olsaydı delikanlı katılabileceği bir etkinlik olmayacağı için bu kadar cüretkâr davranmayabilirdi. Nihayetinde kendisi tütünü saracaktı. Bir eylemle istekte bulunduğu adamla ortaklaşacak bir zemini olacaktı delikanlının. Veysi tütün içmeye karar verdiği için ne kadar doğru bir şey yaptığını düşünerek kendisiyle gurur duydu.

-          Adın ne senin? Diye sordu Veysi

-          Servet! Dedi delikanlı

Veysi delikanlıyı süzdü. Sıska, kısa boylu ve yanık tenli idi. Servet! Sol tarafında durdurduğu ve karton, kâğıt dolu taşıma arabasına baktı. Servet’in servetine baktı. Annesi-Babası neyi düşünerek, ne umut ederek Servet adını koydular diye düşündü. Belki de etraflarında duydukları, akrabalarından birinin adını, bir ismi olsun saikiyle ezber davranışlarla yeni doğmuş çocuklarına vermişlerdi kim bilir diye düşündü.

-          Ankaralı mısın? Diye sordu Veysi

-          Yok dayı Gaziantepliyik.

-          Ailen burada mı?

-          Evet annem babam burada

-          Kardeşlerin?

-          Biz 2 anadan 12 kardeşiz dedi Servet

Maşallah! Dedi Veysi biraz da şaşkınlıkla. Ne adamlar vardı! 2 evlilik yapmış 12 çocuğu olmuş maşallah! Böyle adamlar hala var hamdolsun dedi kendi kendine. Şimdi ki kızlara gel de anlat bu durumu… 2 den fazla çocuğu bırakın düşünmeyi hayal bile edemiyorlar. Kaldı ki ikinci eşe tahammül edecek. Rızkı gerçekten Allah’tan bilecek teh teh. Yok, böyle bir kız, yok böyle bir kadın maalesef. 12 çocuk yapmışta kime ne imkân verebilmiş? Kartoncu olmuş işte Servet seslerini duyar gibi oluyorum. 1 çocuk 2 çocuk yapan ne yapmış? Eğitmiş ne olmuş? Sağlıklı ne olmuş? Bet bereket mi kaldı? Servetin soğan ekmek yiyerek aldığı lezzeti sofralarında kuş sütü dahi olanlar alabiliyor muydu? Şaşkınlık ve kafasında bu sorularla

-          Hepiniz burada mısınız? Diye sordu?

-          Yok, dayı dedi Servet, diğer annemden olanlar üvey annemle beraber Antep’teler, öz annemden olanlar da ben dâhil Ankara’dayız.

-          Kâğıt mı topluyorsun diye sordu Veysi muhabbeti derinleştirmek istediğini gösterircesine bildiği şeyi Servet’in konuşmasını istedi.

Kendisinin muhabbet edilebilecek bir insan olduğunu hissetmesini istiyordu Servet’in. Yadırganmadığını, olağan karşılandığını bilsin istiyordu Veysi.

-          Evet, dayı karton, kâğıt topluyorum dedi sadelikle.

-          Helalinden çalışıyorsun ekmeğini çıkarıyorsun maşallah! Dedi Veysi Hırsızlık yapmıyorsun alın terinle ekmeğini kazanıyorsun. Maşallah! Daha ne olsun?

-          Bizim kavga ile hırsızlıkla işimiz olmaz dayı dedi gururla. Hatta kavgayı ayırırız arada dayağı biz yeriz öyle yani. Geçenlerde 3-4 kişi kavga ediyordu. Ben kardeşlerimle onları ayırırken biri kardeşime vurdu. “ben dedim ki biz sizi ayırmaya çalışıyoruz sen kardeşime vuruyorsun. Neden? Dedim. Bana dedi ki görmeden oldu. Sonra geldi özür diledi.” Bizim kavga ile hırsızlıkla işimiz olmaz dayı diye tekrarladı.

Veysi, Servet’teki sadeliği, olağanlığı hayranlıkla izliyordu.  

-          Nerede oturuyorsun?

Belli belirsiz bir semt adı söyledi ancak Veysi söylediği semti tam olarak anlayamadı ve boş bulunup

-          Gecekonduda oturuyorsunuz değil mi? Dedi.

Servet yüreği eziliyormuş gibi bakışlarla

-          Evet, abi gecekonduda oturuyorum dedi.

Veysi boş bulunup ağzından çıkardığı yersiz sorunun ağırlığıyla;

-          Gecekondu hayatı en güzeli, alt komşu yok, üst komşu yok oradaki rahatlığı inan bu sitelerde bulamazsın dedi kendisinin de birinde oturduğu siteleri gösterdi.

-          Servet ev sahibimiz çok iyi dayı dedi.

-          Kirada mı oturuyorsunuz?

-          Evet

Hem gecekondu hem de kira. Ankara, başkent! Olacak elbette böyle şeyler. Muhtemelen gecekonduyu kiraya veren Veysi’nin kendisi gibi etraflarındaki sitelerden birinde oturuyordur. Aklından bu düşünceler geçerken;

-          Ne kadar ödüyorsunuz?

-          250 ödüyorum dayı

Bu iyiydi gerçekten 250 tl kira ödüyor olması iyiydi. Elbette oturduğu yere ev demeye bin şahit lazımdır ama olsundu. 250 de çok para değildi.

-          2 eve 250 tl ödüyorum.

-          Evlerden birini depo olarak mı kullanıyorsun diye sordu Veysi şaşkınlıkla

-          Yok, dayı 100 benim kiram 150 de babamın ki dedi Servet.

Veysi iyice şaşırmıştı.

-          Baban da mı gecekonduda kirada?

-          Evet, dayı dedi Servet. Babam yaşlandı hasta o çalışamaz artık benim çalışmam lazım dedi sadelikle.

-          Maşallah sana dedi Veysi.

Bir yandan da 2 evlilik ve 12 çocuk yapan kahramanının hasta olmasına üzüldü.

-          Ne kadar kazanıyorsun peki.

-          2 ton olursa 2.000 tl ye kadar kazanabiliyorum kâğıdın cinsine göre. 4.200 kg olursa kâğıdın kilogram başına verdikleri fiyat biraz düşebiliyor.

-          Kim alıyor topladığın kâğıtları depoya mı götürüyorsun?

-          Hayır, dayı belediye alıyor topladığım kâğıtları

Kamusal bir gücü temellük etmek isteyenlerin tavrıyla

-          Ben belediyeye çalıyorum. Kâğıtları ben topluyorum belediye gelip alıyor.

Veysi yeni bir şey duymanın hayretiyle belediyelerin geri dönüşümü bu yolla gerçekleştirmelerini övgüye değer buldu. Hem görevleri olan çöp toplama işini böylelikle bir şekilde toplatıyorlar. Hem geri dönüşümü güçlendiriyorlar hem de ekmek kapısı oluşturuyorlar bir taşla birkaç kuş birden iyi bir şeydi bu diye düşündü Veysi. Elbette çok daha mekanik modern yöntemlerle, çöpü oluştuğu esnada ayrıştırma yöntemleriyle de bu işler yapılıyor ancak duyduğu şey daha çok hoşuna gitti. Bir yandan da geri dönüşüm işinde çalışan Suriyeli misafirleri de düşünerek sevindi.

-          Suriyeliler de topluyor değil mi? Onlarla aran nasıl?

-          Suriyelileri dövecem dayı.

-          Aaa o niye?

-          Geçenlerde bana söz veren bir adam beni aradı. Karton var gel al diye. Ben arabayı el kuvvetimle yürüyerek götürüyorum. Adamın bana söz verdiği yere doğru giderken bir de baktım motorsikletle arkasında çöp bagajı bir Suriyeli vız deyip beni geçti. Ve adamın kartonları bıraktığı yere gitti. Adam sağ olsun beni aradı ve “çabuk gel bak bir Suriyeli kartonları alacak” dedi. Ben gittim dedim ki Suriyeliye bak bu kartonlar benim. Adam beni arayarak söz verdi. Sen gelip almaya çalışıyorsun dedim. Suriyeli ben önce geldim bunlar benim diyor. Bana söz veren adam da Suriyeli ile tartıştı. Sonra polis geldi.

Polis,

-          Ne oluyor gençler dedi.

Ben de dedim ki bu Suriyeliden şikâyetçiyim. Kâğıtlarımı almak istiyor dedim.

Polis,

-          Uzatmayın gençler olur böyle şeyler dedi ve gitti.

Bende Suriyeliye dedim ki

-          Bak benim kartonum çok olsaydı yarısını sana verirdim ama benim ki de az ekmeğimi sana vermem dedim. Adam da bana destek oldu ve ben kartonlarımı aldım. Suriyeli de gitti.

Keskin bir sesle;

-          Ekmeğimi kimseye vermem dayı dedi.

Veysi; Serveti, yerinden yurdundan edilen ve Türkiye’de geri dönüşüm işinden ekmek yiyen Suriyelileri düşündü. Servet’in anlattığı polisin Servet ile Suriyeli arasındaki tartışmada gösterdiği yatıştırıcı tavrı üzerinden milletimizin diğerkâmlığını düşündü. Bu millete takat ver yarabbi! Ya erhamurrahimin bu ümmete akıl, merhamet, kudret ve onu kullanabilecekleri fırsatlar ver diye dua etti. Mevla! senin sünnetine uygun yaşamaya çalışan, evlenen, çoğalan bu kullarına merhamet et! Âmin! dedi içinden dualarına. Sonra sigarasını tellendirmeye başlayan Servet’e dönerek kaç yaşındasın diye sordu.

-          22 dayı dedi Servet

-          Evli misin?

-          Evliyim ellerinden öper 2 yaşında bir kızım var

Veysi, Servet’in babasını da düşünerek 22 yaşındaki delikanlının 2 yaşında bir kızının olmasını yadırgamadı. Günün modası geç evlenmek. Hatta evlenmemek. Mümkünse hiç çocuk yapmamak en fazla da 1 çocuk yapmak. Bunları düşünerek;

-          Gelin seni sıkboğaz etmiyor değil mi?

-          Yok, dayı Allah ondan razı olsun bir dediğimi iki etmiyor dedi.

-          Maşaallah dedi Veysi!

-          Bereket öyle olur. Sorun çıkarırsa, sen sorun çıkarırsan evin bereketi kaçar dedi.

-          Yok, dayı çok şükür iyiyiz.

Sigarası biten Veysi,

-          Haydi, Servet Allah emeğini bereketlendirsin. Kızına hayırlı bir baht nasip etsin diyerek dua etti ve

-          Bana müsaade. Dedi.

-          Servet dayı Allah razı olsun. Sağ olasın dedi.

Veysi aklında Servet’in serveti, koca bir tarih ve evde kendisini dört gözle bekleyen çocukları, yere koyduğu siparişleri kaldırarak yola düştü.

    

 

Paylaşan
Tuesday, September 24, 2019
Etiketler:
hikaye
Bu gönderi
0 puan
Puan ver
1 2 3 4 5

Beğen

Beğendin

Bildir

Sen bildirdin
Nedenler
İptal
0 yorum