ŞİİRDE SIR
Paylaşan
Saturday, January 11, 2020

Zâlim beni söyletme derûnumda neler var

Leyla Hanım

 

 

 

Şairin gizlemek ve mümkün olduğu kadar örtülü söylemek için birçok sebebi vardır. Bu durum hem şiirdeki estetik anlayış bakımından böyledir. Hem de aşkın içselliği bakımından böyledir. Hem içsel bir duyguya dışa vurmak, hem bir sırrı ifşa etmek şair için hoş bir davranış değildir. Hatta âşık için bu bir cinayettir.

 

 

Hıfz-ı raz-ı mehafil et zira

 

Keşf- raz eylemek cinayetdür

 

Antakyalı Münif

 

 

 

Şiir, gizlemeye, örtülü söylemeye diğer sanat dallarından daha yatkındır. Bu sebeple şairler şiirlerinde kinaye, mecaz gibi sanatları kullanmışlar. Eski belagat kitaplarında sözün güzelliğinden bahsedilirken önemli bir kural zikredilir. Bu kural şudur: “Sözde ya da şiirde sözü hakikî manasıyla söylemekten ziyade mecaz manasıyla söylemek, teşbihten ziyade istiareyi kullanmak, doğrudan söylemek yerine kinayeli söylemek tercih edilir.” Sözü doğrudan söylemek sanat açısından pek rağbet görmemiştir.

 

 

 

Aşktır dü-âlem içre cânı yâra vasl eden

Aşktır dâim olan hem mahrem-i esrâr-ı cân

Adile Sultan

 

 

 

Aşığın bağrındaki sır, ebediyen orada kalabilir mi? Bu, o sır okunamadığı için yokluğa gömüldüğü anlamına gelmez. Bu demektir ki, sır, orada, kendini okuyabilecek birini bekler; dahası, onu davet eder. Aslında burada bir paradoks vardır. Hem sır olacak hem de sır açıklanmak için bir şarihe ihtiyaç duyacak. Zaten şiirin çekiciliği de burada saklı.

Hakikat bir gizli sırdır

Açabilirsen gel beri

Hatayi

 

Sırlarıyla kaybolduğu düşünülen âşıklar vardır. Ama bu âşıklardan her biri, kendi sırrını, yazdığı şiirlerin, söylediği sözlerin içinde muhafaza eder. Belki bir mısra, bir beyit, o sırrın ilamı mevkiine geçer. Her mahfazanın bir kapağı, her kapağın bir kilidi, her kilidin bir şifresi vardır. Şifreyi bilenler veya çözme yeteneğine sahip olanlar, o kilidi açmakta zorlanmaz. Ama o kilit açılmadan, o sır, sır olarak kalır. Fakat o kodları çözebilen birisi ortaya çıkana kadar şiir bekler.

 

Yahyâ’nın olup sözleri hep sırr-ı mahabbet

Yarân işidüb söyleme yabane disünler

Şeyhulislam Yahya

 

Bir aşığın taşıdığı sır, hareketlerinin, sözlerinin içinde gizli bulunmaktadır. Onu okuyanlar bulunmadığı sürece de, sırrın daveti sona ermeyecektir. Günün birinde arif olan birinin bu sırra vakıf olacağından umudu kesmemek gerekiyor. Bir gün -bu asırlar sonra da olabilir- o sırrı okuyacak ve onun künhüne nüfuz edecek arif birileri çıkacaktır. O sırrı okuyabilirsek, kalbimizin bu sırra iştirak ettiğini görürüz. O sırrın içindeki ahu eninleri yakinen duyarız, hissederiz.

 

Hakk’ın bir mukaddes kitabı oldum

Aşkolsun okuyan ehli irfane

Harabi

 

 

Rivayet olunur ki, Leyla’ya sormuşlar senin aşkın mı daha büyüktür yoksa Kaysın aşkı mı? Leyla hiç tereddüt etmeden benim aşkım daha büyüktür diye cevap vermiş. Nasıl olur, Kays senin aşkından mecnun olup çöllere düşmüştür. Sen ise onun aşkına cevap bile vermemişsin dediklerinde Leyla şöyle der: O aşk sırrını ifşa etmiştir. Dağlara, taşlara çöllere söylenerek rahatlamıştır. Ben ise aşkımı içimde saklamışımdır. Onun için benim aşkım Kaysın aşkından daha büyüktür.

 

Aşkın en güzel tarafı cefası ve yüreği göz göz yara eden bu cefaya sabretmek, sır olarak saklamaktır. Bu sabırdır aşığı olgunlaştıran. Bu sebeple şairler şiirlerinde dertlerini gerçekten söylemediklerini dile getirirler.

 

Âşinalar tanı senk endaz olurlar her taraf

Vâkıf olsa halime bigâneler ağlar bana

 

Sırrî bir viranedir bir gence irdin misli yok

Hasbihalim söylesem divaneler ağlar bana

Sırri hanım

 

 

 

Yine rivayet edilir ki Züleyha Yusuf’un(as) elinden kamçıyı alıp kamçının tutacağına hohlar ve Yusuf’(as)a verir. Yusuf(as) kamçıyı eline alır almaz yere atar. Kamçı elini yakmıştır. Züleyha der ki, ben bu yangını içimde sakladım ama sen saklayamadın ve bütün Mısıra ifşa ettin.

 

 

 

Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek

Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek

Adile Sultan

 

 

 

Dile düşen aşk sokağa düşen kadın gibidir diyor şair. Öyleyse âşık sırrını saklamalı. Aşk sırları olduğu müddetçe kıymettar olur. Sırrî olmayan aşk sıradanlaşır. Sıradan bir aşk hikâyesinin aşk kitabında yeri yoktur. Aşığın yüreğini kebap eden derde derman aramak ise beyhudedir.

 

 

 

Sabreyle gönül derdüne derman ere umma.

 

Can atma oda bihude canan ere umma

 

Hoca Dehhani

 

 

 

Sözün kapalılığı ya da gizemi konusunda şiire ve sanata yön veren ikinci önemli kaynak ise hiç şüphesiz tasavvuftur. Tasavvufta kişiye has hallerden bahsedilir. Bu hâller, metafizik unsurlar, yani olağanüstülükler içermektedir. Onların ifadesiyle bu haller ancak yaşanır, anlatılmaz. Ancak Hallac-ı Mansur, Mevlana, Nesimî gibi birçok mutasavvıf kısmen de olsa bu halleri, üstü kapalı bir şekilde şiir diliyle anlatmaya çalışır.

 

Ehl-i marifetin hali bilinmez

Akar gözlerimin yaşı silinmez

Binde bir hakiki dost da bulunmuz

Halim arz eyleyüp yanup tütemem

Derviş Halil

 

 

Bu özel hallerin ifşa edilmesi tasavvuf edebine aykırı kabul edilmiştir. Hatta bazı mutasavvıf şairler aşırıya gitmiş, sadece birkaç kişinin anlayabileceği şiirler (şathiyye) yazmışlardır. Sözü gizlemede ifrata kaçma sadece tasavvufunla da sınırlı değildir, klasik kültür içinde gelişen bazı nazım şekilleri ve şiirlerde (muamma gibi) de bulmacaya benzeyen şiirler yazılmıştır.

 

 

Aynadır ten can için, can ten için.

Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

 

Mevlana

 

 

 

Yazının başında da söylediğimiz gibi şiir özü itibariyle soyut bir sanattır ve duyguya dayanır. Şiirde tercih edilen ince manalar, derin hayaller, semboller, farklı ve orijinal ifade tarzı onu düzyazıdan ayırır. Şark şiirinin sır ile bulduğu üslup ve yakaladığı yeni söyleyiş tarzına bir de tasavvufun bu derin gizemi eklenince şiirin dili iyiden iyiye değişmiştir.

 

Herkesin zannında dost oldum ama,

Kimse talip olmadı esrarıma.

Mevlana

 

 

 

 

Şiirin bünyesinde çok daha derin bir başkalaştırma ve dolayısıyla “sır” olduğunu görürüz. Birçok araştırmacı ve şair, şiirin bu yönüne dikkat çekmiş ve kimi zaman da onu “sırlı, remizli bir dil” şeklinde tarif etmiştir. Aslında şairler bu şekil şiir yazarken daha çok estetik kaygılarla bu tavrı benimsemiş, bazıları bir ideal uğruna yahut da anlattığı konudan dolayı bu şekilde hareket etmek ihtiyacı hissetmiştir.

 

 

 

Kabil mi arz-ı hal ile derd-i dili beyan

 

Sığmaz zeban-ı hamemize maceray-ı aşk

 

Fıtnat Hanım

 

 

 

Çağdaş şairlerin ve eleştirmenlerin “şiirde sır, gizem ya da müphemiyet”le ilgili görüşlerine ve durdukları yerle ilgili açıklamalarına gelince. Mesela Behçet Necatigil şiirdeki gizeme dikkat çeker ve onu bir yerde, “çapraşık ve kat kat örülen tek kumaşa” benzetirken; başka bir yerde, “ıssız bir ada mahkûmuna” benzetir. Paul Valery şiiri “dil içinde bir üst-dil” olarak niteler ve: “Bu unsurların o kadar gizli ve sırlı bir biçimde birleşmiş olmaları gerekir ki ses ve anlam birbirinden hiç ayrılmasınlar.” der. Posner şiirin farkını anlatırken “estetik kod” tabirini kullanır.

 

 

 

Arzıhal itmem Münire, gayriye Allahdan

Ehli halin var ise Allah gerekdir mahremi

Münire Hanım

 

 

 

Sonuç olarak şiir, yapısından dolayı, kendi başına “dil içinde farklı bir dil” oluşturma potansiyeline sahiptir. Bir de üstüne, yukarıda sebepleri üzerinde durmaya çalıştığımız aşkın gizil tarafı ve tasavvufun gizemli dünyası ve şifreli dili eklenince, şiirde mana ve hayaller zenginleşmiş ve farklı yorumlamalar yapılabilmiştir.

 

 

 

 

Niyazi Karabulut

Paylaşan
Saturday, January 11, 2020
Bu gönderi
0 puan
Puan ver
1 2 3 4 5

Beğen

Beğendin

Bildir

Sen bildirdin
Nedenler
İptal
0 yorum