İnsanlık, ilgini çeker mi? -Birinci Yazı
Paylaşan
Saturday, September 22, 2018

   İnsanlık tarihi belki de bilemeyeceğimiz kadar uzun bir süredir dünya üstünde devam ediyor. Üstünden milyonlarca, belki de milyarlarca insan geçti. Bazıları bir şeyler için çabaladı, bazıları çabalamadı, bazılarıysa doğuştan şanslıydı. Şanslı olanların hiçbir sorunu yoktu, onlar her zevki tattılar, yediler, içtiler, seviştiler. Çabalamayanların da pek sorunu yoktu aslında, gözleri olduğu seviyenin daha aşağısındaydı, "şükür" ediyorlardı. Asıl sorunu olan insanlarsa bu iki gruba da ait olmayanlar. Çabalayanlar. Kimdir bu çabalayanlar? Sokakta yürürken hızlı adımlarla bir yere yetişmeye çalışanlar, asansörün kapısını son anda tutarak içine dahil olanlar, tüm otobüs ve metro raylarını ezberlemiş insanlar. Çabalıyorlar işte, hayatta kalmak için, ailesini hayatta tutabilmek için, geleceğini garantiye almak için vesayre. Bu "çabalayanlar" aslında tüm toplumun yükünü taşıyan insanlardır. Bir şekilde düzenli vergi öderler, ekonomiyi sürekli döndürürler ve hedefleri vardır.

   Çabalayanlar diğer insanlarla, diğer insan gruplarından daha farklı bir ilişki içerisindedir. Ne çabalamayanlar gibi boş gözle bakarlar, ne de doğuştan şanslı olanlar gibi toz pembe buluta bakar gibi bakarlar. Çabalayanlar farklı bakar diğer çabalayanlara. Bir rekabet içerisinde hisseder kendini sürekli, çünkü sistem onları buna ister. Onlar bunu farketmez bile. Bir lise son öğrencisini ele alalım mesela, çabalayanlardan biri olsun. Üniversiteye girebilmek için sürekli çalışıyor, kendini sürekli eksik hissediyor ve etrafta ne yaptığını bilmeden koşturuyor. Bu sırada diğerleriyle çarpışıyor, onların gerçekleriyle yüz yüze geliyor. Kendinden çok daha fazla insanın ondan iyi olduğunu görüyor. Çabalayan birey, hayattaki ilk rekabetini burada görüyor diyebiliriz aslında. Daha öncesinde de görmüştür elbet, sokakta arkadaşlarıyla oyun oynarken. Lise son öğrencisi çabalayan birey, aniden bir şoka uğruyor ancak insanın yıllardır gelen özelliği olan "BEN" merkezciliği diğerlerini kolayca göz ardı edebiliyor. Beyin zorlu ve "stresli" zamanlardan geçerken bunu kullanır genelde. Sevgilinizle kavga ettiğinizi düşünelim mesela, çabalayan bir bireysiniz, beyninizdeki ben merkezciliği sizi sevgilinizin hatası olmaya itecek ve kendinizce bir haklılık duygusuyla devam edeceksiniz. İşte insanlık, bilmediğimiz tarihinden beri duygularını böyle kontrol etmeyi öğrenmiştir. Normalde bir kelebeği bile öldüremeyecek kişi, bir olay sırasında kendisine zarar geleceğini anlayınca kendini kurtarmak için etraftan ne bulursa kapabilir ve karşısındaki kişiye zarar verebilir. İşte bu "ben" duygusu sayesindedir. İnsanın belki de primat atalarından kalma, hayatta kalabilmek ve neslini devam ettirebilmek için edindiği bir özellik.

   Bu yazıya başlama sebebim şok edici bir olay yaşamam aslında. Uzun bir süredir dost olarak bildiğim bir birey, ki kendisini çabalayan olarak nitelendirebiliriz, bana uzun bir süre kullanmayacağı bir şeyi vermeyi reddetti. Tabii ki, insanlar olarak bir birimize bir şey vermek zorunda değiliz, özellikle insanın "kendisine" ait olan, benim diyeceği şeyler. Ancak bu durum o kadar abes ki, detaylı olarak anlatacak olsam elbet haklı çıkarım. Kendinize hırsız gözüyle bakıldığını, çıkarcı olarak nitelendirildiğinizi ve tüm bunların "dost" olarak düşündüğünüz birinin yaptığını düşünsenize? Her neyse, kişisel bir olay ancak birazdan anlatacağım şeye zemin olması için yazdım bunları. Verdiğim örnekte ve yukarıda yazdığım şeylere bakınca anlaşılıyor ki, neredeyse tüm çabalayan bireyler, bencildir. "Ben" merkezciliği ile aynı olduğunu söyleyemem, bencillik ve insanın kendini koruma iç güdüsü farklı şeylerdir. Tabii, bu anlattığım şeyleri çoktan tecrübe etmiş olabilir, ya da yazdığım "dostum" dediğim kişi tiplerinden biri de olabilirsiniz.

   Çabalayan bireylerin yaşadığı olaylar sonucunda evrildiği özelliği anlattım. Peki ya, buna evrilmesine rağmen bu özelliği kullanamayanlar? Sanırsam bunlardan biri eski ben oluyorum. Çabalayanlar günlük yaşamda çok fazla vericiden çok fazla iletiyle karşı karşıya gelir. Hoşuna giden bir kadın, pis görünümlü bir adam, kendinden düşük gördüğü biri, saygı duyduğu ailesi ve sesler. Çabalayan bireyler, yaşadığı olaylardan yukarıda da bahsettiğim şekilde kendisinde az etki bırakacak şekilde kurtulurlar, atlatırlar. Ancak bu özelliğini kullanamayan, hassas kalpli ve duygularını üstlerde yaşayan çabalayan bireyler diğerler çabalayanlar kadar şanslı olmuyor. Beynimiz çok garip bir kimyasal yapıya sahip ve kimyasallardan birkaç tanesinin düzende gitmeyişi akıl sağlığınızı üst düzeylerde etkileyebilir. Serotonin kimyasalıysa bu kimyasalardan biri işte. Çoğu insanın "mutluluk hormonu" olarak bildiği bu kimyasal, yaşadığı olaylardan fazla etkilenen insanlarda bozukluğa itilir ve bireyde depresif bozukluklar başlar. İlk başta çevresinden aldığı olumlu/olumsuz tepkilerle birey "depresyon" dediği şeyin ne olduğunu kavrar ve kendince onunla savaşır. Tabii, bazıları da savaşmaz. Savaşan birey yaşadığı üzünç olaylardan uzaklaşmaya çalışır, kendine yeni bir hobiye adar ve buna benzer onlarca şey yapar. Bu, bazı savaşmayan bireylerse bunları yapmayarak hastalığın ilerlemesine sebebiyet olur ve depresif bozukluklar üst seviyelere taşınır. Şu anki güncel verilerle depresif bozukluklarla yılda ORTALAMA olarak yüzde beş oranında insan mücadele etmektedir. Tedavi edilmeyen bu hastalıklar, ki çoğunun temeli serotonin eksikliği olduğu için, ilerledikçe anksiyete bozukluğuna evrilir. Ayrı ayrı anksiyete dallarından birey belki bazılarına, belki de çoğuna sahip olmaya başlar. İşte, çabalayaların ben merkezini kullanması modern dünyada bu kadar önemlidir. 

   

Paylaşan
Saturday, September 22, 2018
Etiketler:
insanlık
Bu gönderi
5 puan
Puan ver
1 2 3 4 5

Beğen

Beğendin

Bildir

Sen bildirdin
Nedenler
İptal
0 yorum