Şair'ül İslam Yunus Kokan Sözleri 3
Paylaşan
Tuesday, December 3, 2019

327) Gönüllerde kalanlar, gönül alanlar. Hakk dostu olanlar, Hakk’a adananlar.

328) İmansızlık beter eder, büyük nimet rükn-i kader. İman et, gitsin yeter! İman et, bitsin keder.

329) Üç günlük dünyaya kanan, Rabbi değil, nefsi anan, kendini ebedi sanan, odur nâr içinde yanan.

330) Hakikatı bulanlar mutludur, her daim umutludur. Okumak ne güzel bir tutkudur, bu tutkuda olanlar kutludur.

331) “Neden, niçin böyle?” deme! Sabret! Bak, gör tecelli edecek nice hikmet! İbretle seyret! Rabbine şükret!

332) İyilik eden o iyiliği unutmalı, iyilik edilen unutmamalı. Ama tüm iyilikleri Hakk’tan bilip, minneti yalnız O’na duymalı.

333) Beli rükûda eğdir, alnı secdeye değdir. Bu gerçek yükseliştir, aşka gerçek eriştir.

334) Dil ile ikrar, kalp ile tasdik, amel ile ilân, ihlâs ile i’lam budur kâmil iman.

335) Aşk ile geldim vecde, Rabb’e eyledim secde. Şol yükseliş arş, diye! Hakk adını an, diye!

336) Bilmeli bunu gafil, olmamalı cahil. İlmiyle âmil, insan-ı kâmil.

337) O bir eldi, güzel elçi, Resûl geldi, davet etti. Duyduk ve uyduk, Hakk’a kul olduk.

338) Ameldir ilme zabit, Rabbim eyledi âbid. Yeryüzü bize mescit, her zerrem oldu sacid.

339) Dize dize aşka çağır! Duysun bizi mümin bağır. Mazlumdan yükselen sabır, zalimi alçaltan kahır.

340) Kur’an ruh, sünnet göz olmalı. İşte o vakit hikmet olur söz, İslâm olur yüz ve iman olur öz.

341) Nuru nâr çeviriyor, nârı nur çeviriyor. Manzaralar geçiyor, insan dilediğini seçiyor.

342) Ey akıl! Düşün ve hikmete var! Ey arz! Müjde sana! Bahar var, haşir var. Ey ins! Hakikata ağ aç! Ey ağaç! Yaprak avuçların aç, şol duama ol taç!

343) Kalbim anıyor, kalem yazıyor, yaram kanıyor. Sürgündeyim, her bir zerrem aşkla yanıyor.

344) Bilmemeyi ilim bildim, bilmeyi cehalet. İlimden gelen enaniyet var ya işte odur asıl helaket.

345) Fazla dalma derin, hikmet denen okyanus. Ya dünya kokacak Yûnus, ya kokacak dünya Yûnus.

346) Bildim bileli ben beni, kaybetmişim kendimi, sanki bir ayyaş gibi. Yüreğim aşk süzeni, Allah diyor merkezi, Kur’an’dır rehberi.

347) Hak göründü gözümüze, davetimiz Rabbimize. Aşk yer etti özümüze, bal sürüldü sözümüze.

348) Olmak istiyorsan gönüllerde kalıcı, olmalısın sen her daim gönül alıcı.

349) Dünya ki uzun sanılan kısa yoldu. Günler doldu, güller soldu. Yeryüzü kabirle doldu.

350) Aptala malum meçhul olur, abdala meçhul malum olur. Hakk’ı anan hakkı bulur, bizimle olan bizim gibi olur.

351) Mümine yakışan, bir güler yüz ve bir tatlı söz. Budur imandan öz. Kibir denen illetse, olur taşıyana köz.

352) Gayrın kusurunu aramak, götürür gaflet ve dalalete. Nefsin kusurunu aramak, erdirir hikmet ve hidayete.

353) İster öldür beni, ister güldür beni. Aşkın ile döndür, ne olur Sen beni. Bildim bileli ben beni, söylerim deli deli: Sevgini ver Sevgili!

354) Sabret, gör! Bu sonuç sana özel, Allah yapar her şeyi en güzel.

355) Göz ver, yanarak bir başka! Öz er, anarak tek aşka!

356) Allah’tan başka yoktur hiçbir ilah, Resûl Kur’an’ı ne güzel eder izah, Melek-ül Mevt’i görünce gafil der: “Eyvah!”

357) Her nerede isen, Rabbi’nin yoluna dön, gel! İman eden yüreğe yoktur engel.

358) Ne bir dua, ne beddua, bir kelam-ı fukara: Rabbim! Her kim ne murad ediyorsa hakkımda, dergâh-ı ilahiden, ona iki katı ulaşa.

359) Yoksa eğer yüreğinde, hak adına hiçbir dava. Şeytan ve yardımcıları, alkış tutar böyle ava.

360) Hakk’a dönüktür özüm, O’nsuz sönüktür sözüm, dünyalıkta yoktur gözüm.

361) Dersin akl-ı beşerden ırak, insan olur önce çırak. Derim Hak Teâlâ dilerse, usta olur bir anda çırak.

362) Dillerden düşmeyen, aşk kokulu güldür. Günbegün ağlayan, vefalı bülbüldür. Ey Maşuk! Ne olur artık Gül, yüzümü güldür!

363) Dil getirir kelime-i şehadet, amel eder her dem ona muhalefet. Bu hâl eder delalet, yerleşmemiş o kalbe hidayet.

364) Aldığımız nefes emanet, verdiğimiz nefes inayet. Şu hayatta sahip olduğumuz an ne? Geçmiş olsun anne!

365) Bilsen ki karşındaki insan cahil, edersen onunla münakaşa, olursun sonunda gafil. Bir iken iki olur cahil.

366) Cahille münakaşa eder insanı gafil.

367) Sorsan herkes her şeyi biliyor! O hâlde bu gafilane söylemler ve cahilane eylemler, Allah aşkına nereden geliyor?

368) Mesleğimi yakamam, meşrebimi atamam. Dağları, taşları kırarım, yıkarım; bir kalbi kıramam, asla gönül yıkamam.

369) Yoktur Sen’den başka hiçbir ilah, ey Yaradan! Ne olur kurtar beni, şu ayrılık denen yaradan!

370) Fatiha ki taleb-i hidayet, Kur’an’dır bu duaya icabet.

371) Anne duası alan yolda kalmaz, baba bedduası alan iflah olmaz.

372) İmandan maksad önce hayâ. Hayâ eden yüzler benzer aya.

373) Ne o yan, ne bu yan, ne de şu han. Hedef cihan, nesl-i Kur’an.

374) Ey nefsim! Bilenden korkma! Bilmediğini bilenden korkma! Bildiğini bilmeyenden de korkma! Lakin bilmediğini bilmeyenden kork! Zira insanların en şerirleri onlardır.

375) Şiirleri aşka nazır, dizeleri sadra kazır. Yûnus vuslata muntazır.

376) Ağız yaydır, kelimeler ok. Yayından çıktı mı ok, artık geri dönüşü yok!

377) Atıldım bir meydan-ı imtihana, iki kapı açıldı bu hana. Tevazu kapısından girdi itaat ve taat, kibir kapısından çıktı isyan ve şenaat.

378) Ey nefsim! Sözlerime ey nefsim diye başlamam, tevazudan değildir bilesin. Zira sen emmaresin, daim tenkit edilmelisin, hakkın övgü değil, yergidir bilesin.

379) Yoktur hiçbir şeyde Sana secdedeki lezzet, ne olur Rabbim Sen rü’yet-i cemalini lütfet!

380) Ellerimi açtım, gafletten Hakk’a kaçtım. Ben Sana muhtacım, esman benim ilacım.

381) Ey nefsim! Nasihat edebileceğin kimselere, nasihat etmemek büyük bir kayıptır. Nasihat alabileceğin kimselere, nasihate kalkışmak büyük bir ayıptır.

382) Topluluk içinde nefislerini medh ü sena ile ananlar, yalnız kaldıklarında bila mecbur nefislerine taparlar.

383) Ey hikmet! Sen İslâm’a giden yolsun. Gönlün imanla dolsun, dilin ne olursa olsun, yeter ki söylediğin hak olsun.

384) Bak, mahlukat onu okuyor duy! Teslim ol, Kur’an’a uy! Tevekkül ne güzel bir huy.

385) Münafığın nifak oku, neşrediyor nahoş koku. Kibirlinin arşta burnu, göremiyor açla toku.

386) Kur’an’dan alacağız ders-i hakikati, efalimizle anlatacağız hak din İslâm’ı.

387) Cismi büyük, fikri küçük, çıktı bir adam karşıma. Dedi: “Ey şâir bana baksana! Ben kadere inanmıyorum, ne anlatsan boşuna.” Dedim: “O da senin kaderin anlasana.”

388) Rıza-i ilahi olunca yalnız emel, ibadet olur her bir amel.

389) Şiir vardır evliya eder, şiir vardır eşkıya eder. Şâir vardır evliya dahi gıpta eder, şâir vardır eşkıyalar da lanet eder.

390) Adın ana ana kendimden geçtim. Meşrepler içinde ben aşkı seçtim.

391) Şol sözlerim ki sanma ham, hepsi Hakk’tan gelen ilham.

392) Kalmamış insanda hayâ, ar sanki cansız, ruhsuz bir duvar. Hasenat sanki ona bâr, gafilden daha müflis kim var?

393) Ne güzel ayrıntı, göz üstüne nakşedilen kaş. Söyle! Kimdir, şu simayı nakşeden nakkaş?

394) Değildir kesreti terk, gerçek marifet. Kesret içinde de vahdet ile olabilmek, asıl marifet.

395) İman çıplaktır, elbisesi takva. Ne güzel zinet, bu elbisede hayâ.

396) Araçları amaç hâline getirmek, ancak hedeften sapmak demek.

397) Bir insan düşün ki samimi, olsa da hakiki bir ami, tek başına fetheder âlemi.

398) Etti her nebi ümmetine rehberlik, peygamber mesleğidir öğretmenlik.

399) Davam gönlü tamirdir, uyku yeri kabirdir.

400) Korku olur cehalet, ilim en büyük cesaret.

401) Yoktur bu dünyaya, ikinci bir geliş. Bak, gör her şey O’nu anlatır insana. Düşün ve aklet! Hikmet ise dilindeki naklet! Bize düşen, sabır ile şükrediş, Melek-ül Mevt’e: “Hoş geldin!” diyebiliş.

402) Menfi millet zillet, müsbet millet izzet. Gün gelir bizi de bir anlayan çıkar elbet.

403) Eğer gaye ise, görmek bir mucize. Bak, kendine öyleyse, gör binbir mûcize!

404) Görmüyorsa haramı eğer bir göz, söylenmese de tek bir söz, yüzden okur yüreği, elbette o masum göz.

405) Hakkı ikrar içindir, övgü Allah içindir. Gayrısı niçindir?

406) En sevmediğimiz iş körü körüne taklittir. Ve en sevdiğimiz iş şevk ve zevk ile tahkiktir.

407) Mesleğimiz tevazudan mürekkep, ilmiyle amel etmeyen olur merkep.

408) Aldanma, fani dünyaya! Bırakır insanı yarı yolda yaya.

409) Büyük israftır boş durmak, hırs nefis için yorulmak, şevk Allah için koşturmak.

410) Resûlullah rahmet saçar, mümin yürek güller açar. Gafil hidayetten kaçar, Hutame kolları açar.

411) Nakış alkışlar nakkaşı, resim gösterir ressamı. Olmaz mı hiç şu hikmetli bedenin nakkaşı ve şu sanatlı simanın ressamı?

412) Haramdır, günahtan bir damardır, piyango kumardır, Müslüman uzak dur!

413) Tahakküm düşürür esfel-i safilîne, istişare götürür a’lâ-yı illiyyîne.

414) Asık surat, çatık kaş, sanki kendi verir aş. Kendine gel arkadaş, olma Karun’a yoldaş!

415) Kişiliğini bulunduğu koltuktan alanlar, şüphesiz onlardır karakter mahrumu olanlar.

416) Süslü dünyaya kandık, o tüccardan ne aldık? Aldandık, hep onu andık! İşte kabre vardık, amellerimizle baş başa kaldık.

417) Yâ Rabbena! Hamd yalnız Sana, övülmekten yana, sığındım Sana.

418) Övülmeye layık olan ancak Allah’tır.

419) Muhabbetten Muhammed etti sudur, Muhammed’e muhabbet olur sürur, Muhammedsiz muhabbette yoktur huzur.

420) Dil ile esfel-i safilîn, dil ile a’lâ-yı illiyyîn, dil ile derin deniz görüne, dil ile girersin gönüle, dostun da düşmanın da o dil ile.

421) Adalet kalem oldu, satırlar hikmet doldu. Hikmetsiz adalet soldu, oldu dalalet.

422) Ben Sen’den bir eser, aşkın eder beter. Yûnus Sen’i diler. Lütfet, cemalin göster!

423) Ey kalp! Ne diye yoruldun?
– …
Dinledim, ben de duydum. Üslupta virüsler buldum, formata ihtiyaç duydum.

424) Ne haddi aşar mezhepleri reddederim, ne de onları müstakil bir din zannederim.

425) Dediler: Referansın kim? Dedim: Hakikaten Allah Azze ve Celle, kavlen ve amelen ahlâk-ı Muhammedi, zahiren Abdullah İbni Âdem.

426) Dünya hayatı bir sürgün, gün gelir biter sayılı gün. Öleceğiz, döneceğiz Rabbimizi göreceğiz.

427) Malum telkin yapışları, Azrail’in bakışları, kalbimin son atışları, vuslata can atışları, Rabbime koşarım, Ma’buduma uçarım.

428) İlim deryasına daldım, ben hilmi senden aldım. Yâ Resûl, sana hayran kaldım!

429) Ferşten yükselir Arş’a, binler dil ile tövbe, dua, niyaz. Arş’tan iner ferşe, sonsuz hikmetle rahmet-i serfiraz.

430) Ben istemem makam mevki, Rabbim Sen sev yeter ki. Kabir ne güzel bir ev ki, seyredilir cennetteki mevki.

431) Örümcek ağından bir yapı, onlarınki vehmi bir kapı, ehl-i küfür yutacak, mahşer günü hapı.

432) Ey Yûnus! Nefsine kondurmuyorsun toz, kibrin aleyhine ne büyük bir koz; ateşe girer olur köz. Marifet dolu öz, ne güzel bir göz.

433) Rüzgâr ol, hikmet es! Göremez bizi herkes.

434) Ruhum hep gurbette, yüreğim hasrette. Hakk’tan uzak durmak, binbir türlü işkence.

435) Yanıldın ve yanılttın, emelleri uzattın, amelleri kısalttın. Kendini göre göre, kendini bile bile, sen ateşe attın.

436) Dediler: “Ey şâir! Muhakkak, sen ancak bir delisin.” Dedim: “Ey Yûnus! Sen muhabbetin eli, aşkın bedelisin. Bırak herkes dilediğini desin.”

437) Gaflet dediğin ne çirkin bir nisyan, daldıkça ediyor insan isyan. Hoş görürsen insan olur İslâm, hor görürsen ziyan olur insan.

438) Ağlayan anlar dizelerimizi, Allah dostu sürer Peygamber izi. Kimileri inkâr eder bizi, kaybeder sonunda izimizi.

439) Bismillah diriliş, dua direniş ve sücûd yükseliştir.

440) Bir damla su ile gelip bir tohum taneciğiyle göçen insana kibir değil, tevazu yaraşır. Kibriya Âlemlerin Rabbi Allah’a aittir ve O’na yakışır.

441) Zulüm karşısında sessiz kalmak, zulme taraftar olmaktan farksızdır.

442) Bir çuval altının içinde üç beş tane sahte altın var diye hiçbir akil insan diğer altınlardan vazgeçemeyeceği gibi, İslâm’da manen altın kıymetinde ve nispetinde olan hadisler içinde de birtakım uydurma hadisler var diye ne diğer hadisler ne de hadis ilmi inkâr edilebilir.

443) Çalışkan insanın beyni ve eli; tembel insanınsa çenesi ve dili çalışır.

444) Tepkilerin ekberi ve ekmeli tepkisizliktir.

445) Sükut en büyük taarruzdur.

446) Hüsn-ü zan hüsn-ü itikaddan gelir.

447) Sınırsız özgürlüğün olduğu yerde özgürlükten söz edilemez.

448) Gözün baştaki yeri, görevi, fonksiyonu ve işlevi ne ise sünnetin de dindeki yeri, görevi, fonksiyonu ve işlevi odur.

449) Toprak altına giren elmanın meyvesinin ve çöp kısmının çürüdükten sonra çekirdeğinden koca, meyvedar bir ağacın yaratıldığını gören nefse; nasıl olur da toprak altında eti ve kemiği çürüyen insanın acbüzzeneb tohumundan ikinci kez yaratılışı akıldan uzak görünür?

450) Müslümana tahakküm değil, istişare yaraşır.

451) Ve öyle bir kelime söyle ki tüm kelimeler onunla hayat bulsun.

452) Tasavvuf ihlâs, ibadet ve muhabbetle aşka ermektir.

453) Tasavvuf ahlâk-ı Muhammedîdir, edeptir.

454) Tasavvuf Allah’tan bir an dahi, göz açıp kapayıncaya dek olsa da, gaflet etmemektir.

455) Bana aşktan soruyorsunuz. Aşk odur ki: Mecnun’u da, Leyla’yı da Mevlâ’ya bağlaya. Kalp ekilen muhabbetle gülerken, gözler o toprağı sulamak için ağlaya.

456) Ey nefsim! Biri sana: “İki gözünü bana ver, mukabilinde tüm dünya senin olsun.” dese hiç tereddütsüz: “Hayır! diyeceksin. O hâlde o iki gözün tüm dünyadan daha değerlidir. Şükrünü eda etmek gerektir.

457) Ehl-i tarikat kalp ile; tövbeyle, zikirle gider Tevvâb’a, Kuddûs’e, Vedûd’a. Ehl-i kelam akıl ile; fikirle, hikmetle gider Alîm’e, Hakîm’e, Hakk’a. Ehl-i hakikat kalbiyle ve aklıyla; zikirle ve fikirle, ilim ve marifetle gider Allah’a.

458) Sözde mühim olan kelimenin kemiyeti değil, mesajın keyfiyetidir.

459) Ey nefsim! Günün karanlığından değil, gönlün karanlığından kork. Zira gerçek karanlık odur.

460) Kimseye düşmanlığımız yoktur bilesin. Bize kurşun atanlara gül uzatmaktır işimiz.

461) Bir elma çekirdeğinden koca bir ağacı halk eden Zât-ı Rahim-i Hafîz seni o toprak altında yokluğa atıp israf eder mi? Düşün! İnkâr ne yaşamın olabilir senin ne de düş’ün.

462) Nuruyla tüm âlemleri kuşatan Allah’a taklidi bir tarzda mekân isnat etmek doğru değildir. Böyle bir isnatta bulunan eğrilir ve eğriltir. Derhal bu isnattan vazgeçmelidir. Ancak Allah’ın bir ve tek, şeriksiz ve benzersiz oluşunu, yüceliğini ve muhteşem hâkimiyetini ifade etmek için O Zât-ı Akdes umum âlemlerin fevkindedir denilenilir, denilir ve öyledir.

463) Ey nefis! Eğer: “Biz ecdadımızdan böyle gördük.” şeklinde bir söylem insan için bir mazeret olsaydı, bu söylemi kullananlar Kur’an’da eleştirilmezdi. İnsan; okuyan, araştıran, öğrenen ve üreten kimsedir.

464) Atadan böyle gördük demek mazeret değildir.

465) Kim İslâm’ı Kur’an ve sünnette ararsa gerçek İslâm’ı bulur ve doğrulur. Kim de İslâm’ı başka yerlerde ararsa hurafeleri bulur ve boğulur.

466) Potansiyel salihler cevval salihlere inkılap etmedikçe ve İslâm’ı ef’âl ve ahval ile tebliğ etmedikçe nesl-i Kur’an ihya edilemez.

467) Akıl hikmete, hikmet istikamete sevk eder. Allah’ın kendine lütfettiği duyguları yerli yerinde kullanan insan meleklerin fevkine çıkar, duygularını doğru kullanamayan insan ise hayvanların da aşağısına iner.

468) Allah rızası için sa’y eden hiç kimse hiçbir yeri ve hiçbir şeyi: “Ben bulduğum gibi bırakırım.” diyemez, her yeri ve her şeyi en güzel şekilde bırakmaya çalışır.

469) Bulduğun gibi değil, en güzel şekilde bırak!

470) Küçük görülen maddeleri israf etmeyen, büyük maddeleri hiç israf etmez. Ve büyük maddelerin israfı küçük maddelerin israfı ile başlar.

471) İsrafın büyüğü küçüğü olmaz.

472) Fıtrat İslâm’ın gayrı olmadığı gibi, İslâm da fıtrattan ayrı değildir.

473) İslâm fıtrat dinidir.

474) Ey nefsim! Yûnus bin Metta (a.s) gibi nefsinden gayrı suçlayacak kimse arama ki nefis hûtundan, sefahet zulmetinden ve gaflet denizinden kurtulasın.

475) İnsan, şu misafirhane-i kâinatın en müşerref ve mükerrem bir misafiridir.

476) İnsan, mihmandar olan Sultan-ı Kâinat’ın en çok lütuf ve ihsanına mazhar olan bir misafiridir.

Şair'ül İslam Yunus Kokan

Paylaşan
Tuesday, December 3, 2019
Bu gönderi
0 puan
Puan ver
1 2 3 4 5

Beğen

Beğendin

Bildir

Sen bildirdin
Nedenler
İptal
0 yorum