Bedirhan Gökçe Penceresiz Kaldım Anne Şiiri
Paylaşan
Saturday, February 13, 2016

Yeşil pencerenden bir gül at bana,

Işıklarla dolsun kalbimin içi.

Geldim işte mevsim gibi kapına,

Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ

 

Nereden bakarsanız bakın, hep bir pencereden bakarsınız hayata.

Bu belki evinizin, iş yerinizin, okulunuzun her gün baktığınız penceresidir ama o anki ruh halinizle nasıl baktığınız, gönül pencerenizden nasıl gördüğünüzdür görmüş olduğunuz aslında…

Yani hangi pencereden bakarsan bak, ilk ve son sözü hep gönül penceresi söylüyor…

 

YANAR SOBASINDA YALNIZIN ÜŞÜYEN BAKIŞLARI

LAMBASINDA KARANLIĞA DÖNÜK BİR IŞIK TİTRER SÖNÜK SÖNÜK

PENCERESİ DIŞINA KAPANMIŞTIR, KAPISI İÇİNE ÖRTÜK…(Ö. Asaf)

 

Kapılar bir mekanın ağzı ise hiç şüphesiz pencereler gözüdür.

Aydınlık oradan girer; temiz hava, çocuk sesleri, karşı mahallenin düğün neşesi, yağan yağmurun camı tıklatmaları… ve yağmur kendi dilinde “geliyorum” der “kapatın tüm pencereleri…”

Oradan görürüz dışarıya ait görmek istediklerimizin hepsini…

 

‘PENCERENİN PERDESİNİ AÇ BANA GÖSTER YÜZÜNÜ

GÖRMEK İÇİN BEN YÜZÜNÜ, DAĞLARI AŞTIM DA GELDİM…’

 

En çok pencere önü bekleyenlerdir şiirlere türkülere konu olan; ya yukarıdaki o güzel ifadede olduğu gibi dağlar aşar gelir görmek için yüzünü, ya da pencere önünde bekler bir kez geçse de görsem diye yüzünü… ki en çok onlardır önüne dizilmiş çiçekleri sürekli yalandan sulayan, yüreği kıpır kıpır heyecanla dolaşan, yaşayan.

Pencere çok işlevli bir mekandır evet, yerleşim yeri yani, çünkü bazıları evde değil orada yaşar. Mahalleye kim gelir kim gider, kim ne giyer, kaçta uyanır, kim kimi sever kiminle gezer, sütçü niye geç gelir kime göz eder?..

 

O aslında mahallenin gönüllü magazin muhabiridir; gün boyu mesai yapar malzeme toplar sonra aynı mahallenin kendisi kadar meraklı ama onun kadar istikrarlı olamayanlarına ballandıra ballandıra “aman benden duymadın” diyerek tane tane anlatır…

 

Eşinin ya da çocuklarının yolunu gözleyen bir annedir bazen, elinde dantel oya işlemesi, dilinde kırık bir türkü.

Bu heyecansız, dingin, huzurlu bir bekleyiş örneğidir, beklenen görüldüğünde gözünün içinde hafif bir ışıltıyla kapıya yönelecek olan…

 

Pencerenin en hüzünlü yüzü sonsuz bir bekleyiştir, belki de en acı tarifi ile gelmeyeceğini, gelmeyeceklerini bile bile ölümüne bir bekleyiştir.

 

Bu bazen giden bir sevgilinin penceresi olur, bazen bir huzurevinin…

 

“HER AKŞAM AYNI HÜZÜN / YOL GÖZLER İKİ GÖZÜM

DIŞ KAPIDA BEKLERİM / AVUCUM İÇİNDE YÜZÜM…

 

SEN GELMEZSİN BİR TÜRLÜ / DERTLERİM TÜRLÜ TÜRLÜ

NİCE DERTLERİ ÇEKTİM / BU BAŞKA TÜRLÜ…”

 

Bekleyen olmak böyle bir şeydir, sanki gelir geçer de pencereden, göremem kaçırırım diyerek kendini kapının önüne atıp, gözlerini pusuya yatırıp, adasına gelemeyecek kaptanını beklemek.

 

Pencerenin; eski yokluk yıllarını yine yoklukla yaşamış ve yine bu yokluk bilinçaltlarına işlemiş olanlara göre işlevi çok farklıdır, parasız ışıktır o. Hava kararana kadar asla o lambayı yakmayacak olan tatlı ihtiyarların Kur’an okuma, tesbih çekme, uyuklama yerleridir pencereler… O divanın o köşesi, koltuk altı minderiyle ölene kadar da ona aittir, ola ki o içeri girdiğinde onun yerinde evin haylaz oğlu filan oturmuş olsun, laf hemen yerini bulur.

“Kalk ulen, aslan postuna, tilki oturmaz!”

 

Herkes kapıdan girse de bazıları pencereden üstelik de gece karanlıktan girmeyi çıkmayı sever; bunlar hırsızlarla, kocaya kaçan kızlardır, hele bir de pencereler demirli ise deli olurlar bu zorluğa.

Kaçan kızın akıbetini bilmeyiz, ama hırsızınki malum, mahpus damı… Bunlar her demirli pencereden içeri girmek için can atarlar ama sonra yakalanınca da bu sefer o demirli pencereden dışarı çıkmak için can atarlar. Hayatları da genel olarak bu gelgitlerle geçer. Girilmezden gir, çıkılmazdan haydi çık!

 

“PENCERESİZ KALDIM ANNE

UÇURTMAM TEL ÖRGÜLERE TAKILDI

HANİ BENİM GENÇLİĞİM NERDE?” (Y. Hayaloğlu)

 

Pencerenin en arandığı yer, hiç şüphesiz cezaevleri…

Çoğu şair gibi tüm mahkumlar o demirlere tutunup yırtınırcasına özgürlük şarkısı söylemek isterler. O küçücük pencereden gökyüzüne tırmanmak için hiç olmayacağı kadar, yıldızlara badal vurmak isterler…

 

Pencere isyandır mahpus damında duran…

Pencere tufandır, oğlunun yolunu gözlerken, boynu bükük üç askeri gördüğünde yüreğini yerinden koparan…

 

Pencere huzurdur, bir caminin her yanını kaplayarak rengarenk ışıkları avucunuza iki damla yaşla bırakan…

Pencere hüzündür, gelmeyecekleri beklemek adına menekşelerle “gelir gelir” diye konuşmak…

 

Pencere korkudur, bir uçakta ayakları yerden kesildikçe insanın ne kadar küçük olduğunu bağıran…

Pencere habercidir, ekranlardaki dedikodu programları kesmeyenlere komşudan malzeme olan…

 

Pencere sevinçtir, beklenenin görüldüğü an bekleyenin gözlerinde ışıyan…

Pencere bilinmezdir, kabirde yanı başında cennetine, cehennemine açılan…

 

İster bir köy penceresi, ister villa, ister saray, köşk, gökdelen, cami, kilise, okul, hastane, otobüs kısacası penceresi olan nereden bakarsan bak önemli olan nasıl baktığındır ve

Gönül pencerendir, ‘baktığında gördüğün’ bunu asla unutma…

 

Bedirhan GÖKÇE

Paylaşan
Saturday, February 13, 2016
Bu gönderi
0 puan
Puan ver
1 2 3 4 5

Beğen

Beğendin

Bildir

Sen bildirdin
Nedenler
İptal
0 yorum